"Ocak, 2017" kategorisi görüntüleniyor

Hegemonik-Emperyal Zulme Karşı Aksiyoner Mücadele

Oca 28, 2017   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Makalelerim  //  Yorum Yapılmadı

ABD ve AB başta olmak üzere küresel hegemonik-emperyal güçler, Üçüncü Dünya ülkelerinin ileri ve sürdürülebilir kalkınma düzeyine ulaşmalarını, diğer bir deyişle gelişmekte olan ülke statüsünün ötesine geçip, gelişmiş ülke standartlarına entegre olmalarını kesinlikle istemezler. Çünkü, sanayileşmede kaydadeğer bir düzeye ulaşmış, dış ticaret hacmi alabildiğine büyümüş, ekonomide yüksek büyüme rakamlarını yakalamış, siyasette kalıcı bir istikrar sağlamış, bilimde ve teknikte çağın gereklerini fazlasıyla karşılayabilecek bir noktaya varmış, askeri alanda nükleer güç olmayı başarmış, kendi ideal entelektüelini yetiştirebileceği eğitsel ve akademik koşullara ileri derecede sahip olabilmiş, her alanda yetişmiş-uzman kadrolarını oluşturmuş; yani dışarının mali, akademik, teknik, uzmanlık ve askeri desteğine başvurmaksızın varlığını sürdürebileceğini iyiden iyiye kanıtlamış otarşik ve tam bağımsız ülkelerin, kaynak ve olanaklarının başkaları tarafından insafsızca sömürülmesine asla ve kat’a izin vermeyeceklerinin bilincindeler.

Üçüncü Dünya ülkelerinin kaynak ve olanaklarını sürekli bir biçimde sömürme ısrarında ve kararlılığında olan küresel hegemonik-emperyal güçler, bu ülkeleri yoksulluğa, yoksunluğa, ekonomik durgunluk ve istikrarsızlığa mahkum edip, dışa bağımlı ve sömürülmeye açık konumda tutmak adına, akıl mantık almaz ve vicdanlara sığmaz her türlü araç ve yönteme, tuzak ve desiseye başvurmaktan zerrece çekince duymamaktalar. Bu bağlamda; etnik, dinsel, mezhepsel, sınıfsal ve politik-ideolojik farklılıkları kaşıyarak, profesyonelce planlayıp tasarladıkları çok boyutlu iç savaş senaryolarını büyük bir ustalıkla sahneye koymak ve finansal, lojistik ve istihbari açılardan yoğun bir biçimde destekleyerek, inanılmaz derecede güçlendirip aktive ettikleri terör örgütlerini ve marjinal grupları her fırsatta kullanmak da dahil olmak üzere, her türlü ahlaksızlık ve hukuksuzluğa, her türlü vicdansızlığa rahatlıkla başvurabilen bu hegemonik-emperyal güçler, hazindir ki, amaç ve hedeflerine ulaşmakta, Üçüncü Dünya üzerindeki ekonomik ve siyasal egemenliklerini sürdürmeyi, deyim yerindeyse Üçüncü Dünya’yı iliklerine kadar sömürmeyi başarmaktalar.

Son derece elim ve vahim olan şu ki, küresel hegemonik-emperyal güçlerin, dışa bağımlılıklarını ve “sömürge” statülerini konsolide etmek adına, gerektiğinde tüm imkan ve kabiliyetleri, tüm güçleriyle seferber olup, büyümeleri ve güçlenmelerine fırsat vermedikleri Üçüncü Dünya ülkeleri mevcut durum ve koşulları itibariyle, uğradıkları tarifi imkansız zulüm ve haksızlıklar, akla ve hayale sığmayan vicdansızlıklar karşısında ideal bir mücadele ortaya koyabilmenin, yani zulme “DUR” diyebilmenin olabildiğince uzağındalar.

Kesinlikle bilinmesi gereken şu ki, Üçüncü Dünya toplumlarının, küresel hegemonik-emperyal güçlerin sınır tanımayan zulmü ve sözcüklere sığmayan haksızlıkları karşısında verdikleri mücadele tam anlamıyla aksiyoner nitelik kazanmadıkça amacına ulaşamaz. Aksiyoner olmayan; yani gerekli bilgi ve beceriyi, çalışkanlık ve üretkenliği, enerji ve dinamizmi özünde barındırmayan bir mücadelenin, hegemonik ve emperyal argüman ve dinamiklerin tümüne fazlasıyla sahip büyük güçler karşısında zafer elde edebileceğini düşünmek, sadece bir saflık, ahmaklık olur.

Gerçek şu ki, küresel hegemonik-emperyal güçlerin sınır tanımayan zulüm ve  haksızlıklarını çoğunlukla sineye çekmeyi ya da kanıksamayı yeğleyip, bu noktada yeterince rahatsızlık, huzursuzluk ve sorumluluk hissetmeyen Üçüncü Dünyalı ham ve zayıf vicdanların, bu mevcut halleriyle ileri derecede motive ve mobilize olup, aksiyoner bir mücadele ortaya koyabilmeleri mümkün değildir. Yani, emperyal zulme karşı tam anlamıyla aksiyoner mücadele, her şeyden önce olabildiğince güçlü, kusursuz ve ödünsüz bir reaksiyonerliği gerektirir.

Hiç kuşku yok ki, Üçüncü Dünya ülkelerinin eğitim sistemleri kapsamlı biçimde revize edilmediği ve Üçüncü Dünyalı ham ve zayıf vicdanlar, evrensel ve yerel insani-ahlaki norm ve değerler ekseninde şekillendirilmiş nitelikli eğitim ve yetiştirme süreçlerinden geçirilmedikleri sürece, hegemonik-emperyal zulüm karşısında yeterince rahatsızlık, huzursuzluk ve sorumluluk hissedecek olgunluğa ulaşamazlar. Dolayısıyla, eksiksiz bir aksiyoner mücadele için gerekli olan kusursuz ve ödünsüz, güçlü reaksiyonerliği gösteremezler. Sözün özü; hegemonik-emperyal zulme “DUR” diyebilecek aksiyoner mücadele, güçlü ve ödünsüz bir reaksiyonerlikle; bu nitelikte bir reaksiyonerlik ise, ancak kaliteli bir eğitimle olgunlaştırılmış vicdanlarla mümkün olabilir.

Selçuk AKYÜZ

(Van. Ocak 2017)

Yanan

Oca 24, 2017   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Şiirlerim  //  Yorum Yapılmadı

Yanıyorum yine,
Mazlumun yüreğinde cayır cayır yanıyorum! ..
Tütüyor durmadan,
Tütüyor
Ve odamın dört bir yanını kaplıyor dumanım! ..
Küllerimle dolu,
Tıka basa küllerimle dolu kül tabağım! ..

Doygun

Oca 24, 2017   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Şiirlerim  //  Yorum Yapılmadı

Aylar oldu…
Aylar oldu, bir an bile bakmadım gözlerine…
Yokum artık, yokum;
Gözlerinde kendimi özlemeye yokum! ..
Tokum artık, tokum;
Gözlerinde bensizliğe doymaya tokum! ..

Modern Dünyada Bencilliğin Toplumsal Nedenleri

Oca 4, 2017   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Makalelerim  //  Yorum Yapılmadı

Sosyal ilişkilerinde kendi çıkarlarından her zaman yüzde yüz fedakarlıkta bulunmayı, temel bir ilke ve bir misyon olarak ya da bir yaşam felsefesi olarak benimsemiş insan modelinin, yaşamsal gereksinimlerini karşılayabilmesi ve hayatta kalabilmesi olanaklı değildir. Dolayısıyla, bireyin toplumun çıkarlarını ya da onun faydasına olanı gözetmenin yanında, kendi çıkarlarını ya da kendi faydasına olanı da gözetmesi, son derece normal bir durum olup, kesinlikle yadırganamaz. Bu noktada anormal ve kabul edilemez olan, bireyin doymak bilmeyen egosunun ve sınır tanımayan arzu ve tutkularının esiri olup, (durum ve koşullar ne olursa olsun) kendi çıkarlarını, içinde konumlandığı toplumun çıkarlarının üstünde tutması, yani tutum, eylem ve davranışlarında bencilliği somutlaştırmasıdır.

Patolojik bir ruh halini, insani ve ahlaki olmayan bir durumu ifade ettiği kesinlikle tartışılamaz olan bencillik, insanlık tarihinin her döneminde var olmakla birlikte, modern dünya insanında çok daha belirgin ve çok daha yaygın biçimde kendini göstermekte, hatta; var olmanın ön koşulu, nüfuzun tek sigortası, iktidarın ve egemenliğin yegane payandası biçiminde değerlendirilmektedir. O kadar ki, yardımseverliği, fedakarlığı ve diğerkamlığıyla tanınıp bilinen kaliteli ve erdemli insanlar, birçoklarının; saf, ahmak, aptal, keriz vb. hepsi birbirinden küstahça ve edepsizce nitelemelerinin muhatabı olmaktan bir türlü kurtulamamaktadır.

Esasen, bir patolojiyi ve bir ahlak dışılığı ifade ettiği kesin ve tartışma götürmez olan bencilliğin, modern dünya insanının yaşam felsefesi ve perspektifinde gittikçe normalleşiyor ve meşruiyet kazanıyor olması, bir vehamet ve bir büyük felakettir. Öyleyse, bencillik olgusunu, onu ortaya çıkaran çok çeşitli nedenlerle birlikte irdelemek ve bu olguya ilişkin literatürü olabildiğince genişletmek başlı başına bir zorunluluk olarak karşımızda durmaktadır.

Bilinmelidir ki, bencillik, salt “genetik-mizaçsal” bir sorunsal değildir. Bencilliği, sadece bireyin mizacının bir boyutunu oluşturan psiko-genetik potansiyelle açıklayıp, onu açığa çıkaran ve zaman içinde arttırarak akıl almaz ve korkunç boyutlara taşıyan toplumsal koşulları dikkate almamak, hem bencilliğiyle bilinen bireye bir haksızlık hem de akıl ve bilim dışı bir tutum olur.

Gerçek şu ki, sevgi, saygı, samimiyet, cömertlik, yardımseverlik, dayanışma, paylaşım, fedakarlık, diğerkamlık vb. evrensel insani-ahlaki değer ve hassasiyetler temelinde şekillenen geleneksel toplumsal ilişkilerin yerini; çıkar, rant ve sömürü kaygısına dayalı hepsi birbirinden kirli ilişki biçimlerinin aldığı modern dünya toplumlarında, bireyin tutum, eylem ve davranışlarında ileri derecede somutlaşan bencillik, tasvip edilemez ve onaylanamaz olmakla birlikte, şaşılacak ve çokça yadırganacak bir durum değildir. İnsanın, insani-ahlaki niteliklerine, adamlığına göre değil, mesleki ya da sınıfsal konumuna, ekonomik ve siyasal gücü ve nüfuzuna göre değer ve itibar gördüğü; sevginin göstermelik, saygının yapmacık olduğu; samimiyetin yerini ikiyüzlülüğün, hatta dört, beş yüzlülüğün aldığı; komşusu aç iken tok yatan ruhsuzların dört bir yanda cirit attığı; insanların dar zamanlarında, bunalımlı ve karanlık günlerinde yapayalnız kaldığı; kimsenin kimseye kulak vermediği, yani hüznün ve sevincin paylaşılamadığı; parmakla sayılabilecek kadar az olan fedakar ve diğerkamların baş tacı edilmeleri gerekirken, ahmak yerine, aptal ve keriz yerine konulduğu; “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığının ve “Düşene bir tekme de sen vur” anlayışının iyiden iyiye egemen olduğu bir toplum modelinde, bireyin topluma olan duyarlılık ve sorumluluğunu büyük ölçüde yitirip, hayatına dair çoğunlukla benmerkezci kararlar almayı yeğlemesini ve toplumla ilişkilerinde kendi çıkarı ve rantını öncelemesini (“evrensel-genel” ahlak açısından “kötü-olumsuz” olsa da) çok fazla garipsememek ve büyük bir şaşkınlıkla karşılamamak gerekir. İçinde konumlanıp, aidiyet duygusuyla bağlandığı toplumdan doğal bir biçimde kendisi için duyarlılık ve sorumluluk bekleyen, ancak bu beklentisi hiçbir zaman ihtiyaç duyduğu ölçüde karşılanmayan bireyden, toplumunu ilgilendiren konu ve süreçlerde azami bir duyarlılık ve sorumluluk gösterip, toplumunun çıkarı ve faydasına olanı, kendi çıkarı ve faydasına olanın üstünde tutmasını beklemek, sadece ve sadece bir hayal olup, gerçeklerle, akıl ve mantıkla bağdaşmaz.

Kesin bir dille vurgulamak gerekir ki, yapayalnızlığa itilmişliğin doğal bir sonucu olarak bugünü ve yarınına dair yoğun anksiyete ve şiddetli korkular yaşayan birey, istese de toplumu için büyük fedakarlıklarda bulunamaz; bugününden emin olmak ve yarınına güvenle bakabilmek adına, büyük ölçüde kendisi için çalışıp çabalamayı, kendine yatırım yapmayı yeğler. “Modern kapitalist toplum, ya hiç vermediği ya da en fazla çay kaşığıyla verdiği bireyden, kepçeyle alamaz.”

Selçuk AKYÜZ

(Van. Ocak 2017)

Blogum Kategorileri

Popüler Şiirler

Facebook’da Ben!