"Şubat, 2017" kategorisi görüntüleniyor

Üçüncü Dünya Nasıl Gelişir?

Şub 22, 2017   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Makalelerim  //  Yorum Yapılmadı

Artık apaçık ortada olan ve büyük çoğunluğun tereddütsüz biçimde kabul ettiği şu ki, küresel güçlerin Üçüncü Dünya’ya verdikleri destek, insaniliğin, vicdaniliğin, iyi niyet ve samimiyetin çok uzağında olup, tamamen çıkar temellidir. Küresel hegemonik-emperyal güçler mali, akademik, teknik ve askeri açılardan ölçülü ve kontrollü biçimde destekledikleri Üçüncü Dünya ülkelerinin kaynak ve olanaklarını amansızca sömürmekte, deyim yerindeyse çay kaşığıyla verip, kepçeyle almaktadır.

Kesin olan şu ki, küresel hegemonik-emperyal güçler tarafından kaynak ve olanakları sürekli bir biçimde sömürülüp tüketilen Üçüncü Dünya ülkeleri, gelişmekte olan ülke statüsünün ötesine geçemedikleri, yani her alanda gelişmişlik standartlarını yakalayamadıkları, dolayısıyla otarşik ve tam bağımsız ülke konumunu elde edemedikleri sürece, birer “sömürge” olmaktan kurtulamaz ve çok çeşitli kaynak ve olanaklarını kendi tasarrufları ve denetimlerinde, kendi egemenliklerinde bulunduramazlar.

Hiç kuşku yok ki, küresel hegemonik-emperyal güçlerin, terörü ve şiddeti tırmandırmak ve iç savaş senaryolarını büyük bir ustalıkla sahneye koymak da dahil olmak üzere, hukuk ve ahlak dışı, insanlık dışı her türlü argümana, her türlü hile ve entrikaya başvurarak yoksulluk, yoksunluk, ekonomik durgunluk ve istikrarsızlığa mahkum edip, hemen her alanda kendilerine bağımlı hale getirdikleri ve sonuç olarak kaynak ve olanaklarını hayasızca sömürüp tükettikleri Üçüncü Dünya ülkeleri, kendilerini “otarşik” ve “tam bağımsız” statüye taşıyacak gelişmişlik standartlarını, ancak ve ancak olabildiğince çok çalışmak ve çokça üretmekle yakalayabilirler. Aksi takdirde bu ülkeler; ne endüstri ve ticarette, ne bilim ve teknikte, ne de diğer alanlarda gelişmişlik standartlarına ulaşabilirler.

Herkesçe bilinen ve emin olunan şu ki, her alanda çok çalışıp, çokça üretmek için gerekli motivasyon her şeyden önce idealist olmayı, idealist bir pozisyon almayı gerektirir. Dolayısıyla, Üçüncü Dünya toplumları, ülkelerini geliştirip, büyük ve güçlü ülkeler sınıfına dahil etmeyi vazgeçilmez ve ödünsüz bir ideal olarak benimsemedikçe, hiçbir alanda kaydadeğer bir çalışma performansı ve ciddi bir üretkenlik gösteremezler. Öyleyse, bu toplumlar düzeyinde idealizmi iyiden iyiye geliştirip olgunlaştıracak ve kökleştirecek unsurlar üzerinde etraflıca düşünmek yerinde olacaktır.

Kesin bir dille vurgulamak gerekir ki, Üçüncü Dünya toplumları düzeyinde idealizmin gelişip olgunlaşması ve kökleşmesi için her şeyden önce ileri derecede bir “özgüven” gereklidir. Üçüncü Dünya, diğer dünya toplumları karşısında ciddi ölçüde aşağılık kompleksi yaşamaya, basitlik ve sıradanlık, eksiklik ve güçsüzlük, beceriksizlik ve işe yaramazlık duygularının amansız baskısı altında ezilmeye devam ettiği, yani yeterli bir özgüvene sahip olmayı başaramadığı sürece “idealist” olamaz; “gelişmiş ülke” ya da “güçlü devlet” gibi büyük ideallerin peşinden koşamaz. Durum böyleyken, “Üçüncü Dünya toplumları, büyük ideallerin peşinden koşmak için gerekli özgüvene hangi koşullarda sahip olabilir? ” sorusuna akılcı ve tatmin edici bir cevap bulma ihtiyacı doğmuş bulunmaktadır.

Rahatlıkla iddia edilebilir ki, Üçüncü Dünya toplumları “gelişmiş ülke” ya da “güçlü devlet” gibi büyük ideallerin peşinden koşmak için gerekli özgüveni, sadece ve sadece nitelikli bir eğitimle kazanabilir. Çünkü, bireyler ancak yeterli bir niteliğe sahip eğitim ve yetiştirme koşullarında potansiyel yetenek ve becerilerini keşfedebilirler. Aksi takdirde, potansiyel biçimde sahip oldukları istidatlarının, yetenek ve becerilerinin farkına ve bilincine varamazlar. Dolayısıyla da gerekli özgüveni kazanamazlar.

Sözün kısası; Üçüncü Dünya toplumlarının gelişmişlik standartlarını yakalayabilmeleri, çok çalışıp çokça üretmekle; çok çalışmak ve üretmek, idealist olmakla; idealist olmak, yeterli bir özgüvenle; yeterli bir özgüvense, potansiyel yetenek ve becerileri gün yüzüne çıkarıp geliştirecek nitelikli bir eğitimle mümkün olabilir.

Selçuk AKYÜZ

(Van. Şubat 2017)

 

Yokluğun

Şub 11, 2017   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Şiirlerim  //  Yorum Yapılmadı

Aşıyor artık beni,

Aşıyor yokluğun…

Çok sürmez, yakında,

Pek yakında boğulur

Ve toprağın altına gözüm açık vururum!..

Karanlığım

Şub 10, 2017   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Şiirlerim  //  Yorum Yapılmadı

İyiden iyiye yeşerdi karanlığım,
Saldı dal budak…
Çünkü dört yanımda gözyaşı sağanak…

Bu Aşk da

Şub 10, 2017   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Şiirlerim  //  Yorum Yapılmadı
Ve beklenen oldu…
Sonunda bu aşk da karaya vurdu;
İhanette boğulan öbür aşklar gibi…

Toplumsal Huzurun İnşası

Şub 10, 2017   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Makalelerim  //  Yorum Yapılmadı

Doğası itibariyle insan, (psikopat, sosyopat, mazoşist vb. patolojik ruh haline sahip olanlar müstesna) kaos ve gerilim değil, huzur ve mutluluk ister; doğasına işlenen bu isteğin gerçekleşmesini olanaklı kılacak durum ve koşulların oluşması için de imkan ve kabiliyeti, gücü ölçüsünde çaba harcar. Dolayısıyla, kaostan ve gerilimden uzak “huzurlu” bir toplumsal çevrede yaşamak, insanın temel istek ve beklentileri arasında bulunup, onun için hayati önemdedir.

Bilinmelidir ki, insanın doğası itibariyle istediği toplumsal huzurun gerçekleşmesini sağlayacak yegane unsur “maddi refah” değildir. İnsanın yaşama hakkının, neredeyse bir sineğin ya da bir böceğin yaşama hakkı kadar gözetildiği, dolayısıyla incir çekirdeğini doldurmayacak nedenlerden işlenen birbirinden korkunç ve hunharca cinayetlerin ve yaralama vakalarının her geçen gün biraz daha arttığı; çelik kapıların, demir parmaklıklı pencerelerin ve çelik kasaların bile parayı, ziyneti, malı mülkü korumaya yetmediği; tecavüzcü canilerin, insanlıktan toplu iğne ucu kadar nasiplenmemiş çocuk istismarcılarının dört bir yanda kol gezip can yakmaya, yürek parçalamaya devam ettiği; yani insanların, can ve mallarının, ırz ve namuslarının selametinden zerrece emin olamadıkları günümüz toplumlarında, kişi başına düşen milli gelirin ciddi rakamlara ulaşmış olması ile yaşam standartlarının kaydadeğer bir yükseliş göstermesinin, yani varlık ve bolluk içinde bir hayat sürmenin, tek başına toplumsal huzuru getireceğine inanmak, sadece ve sadece hayalcilik olur. Akıllardan kesinlikle çıkarılmaması gereken şu ki, toplumsal huzurun inşasında güvenlik, maddi refaha kıyasla daha gerekli olup, birincil önemdedir.

Bilinen şu ki, yalnızca polisiye önlemler ve yasaların caydırıcılığı (bunlar suçun ve sapkın eylem ve davranışların önlenmesinde bir dereceye kadar etkilidir) toplumsal huzur için gerekli olan güvenlik ortamını tesis etmeye yetmemektedir. Toplumlar düzeyinde adalet bilinci ve duygusu zihinlere ve gönüllere kalıcı biçimde yerleşmediği, yani adalet iyiden iyiye benimsenmediği ve içselleştirilmediği sürece, hak ihlalleri, suç ve sapkınlıklar artarak devam edecek, ideal güvenlik ortamının tesisi hayalden öteye geçemeyecektir.

Hiç kuşku ve tereddüt yok ki, adaletin toplumsal düzeyde iyice benimsenip içselleştirilmesi ve toplumsal hayatın bütün alanlarına kalıcı biçimde egemen olup, ilişki süreçlerinde güçlü ve sürekli bir etki gösterebilmesi, ancak ve ancak ideal bir ahlakla mümkün olabilir. Çünkü, ancak üstün ahlaki niteliklere sahip “erdemli” bir toplum tercihini “iyi” olandan yana kullanabilir. Yani sadece “ahlaklı-erdemli” toplumlar, her yönüyle “iyi” anlamları çağrıştıran adaleti, bütün yönleriyle “kötü” çağrışımlarla yüklü adaletsizliğe, zulüm ve haksızlığa tercih edebilir.

Gerçek şu ki, toplumların “iyi” ile “kötü” arasında tercih yapmak gerektiğinde, tereddütsüz biçimde iyiyi tercih etmelerini, dolayısıyla her bakımdan “iyi” anlamlarla yüklü olan adalete sımsıkı sarılıp, büsbütün “kötü” olanı çağrıştıran adaletsizliği hayatlarından tamamen çıkarıp atmalarını sağlayacak ahlaki olgunluğa ya da erdeme ulaşmalarının tek koşulu “olgun vicdan”dır. Yani, vicdanen yeterince olgunlaşmayan bir toplumun, her durum ve koşulda, “iyi” olan adaleti, “kötü” olan adaletsizliğe tercih etmeyi mümkün kılacak ahlaki olgunluğa ya da erdeme ulaşması olanaksızdır. Toplum vicdanını yeterli olgunluğa ulaştıracak olansa, evrensel insani norm ve değerler ile manevi dinamikler üzerine bina edilmiş bütün yönleriyle nitelikli bir eğitim sistemidir.

Özetleyecek olursak; toplumsal huzur, maddi refahtan çok güvenliği; güvenlik, adaleti; adalet, üstün ahlakı; üstün ahlak, olgun vicdanı; olgun vicdansa, her bakımdan nitelikli bir insani ve manevi değerler eğitimini gerektirir.

Selçuk AKYÜZ

(Van. Şubat 2017)

 

Blogum Kategorileri

Popüler Şiirler

Facebook’da Ben!