"Mart, 2017" kategorisi görüntüleniyor

İnsan Neden Zulmeder?

Mar 24, 2017   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Makalelerim  //  Yorum Yapılmadı

Yalnızca adil insanlar mıdır tarihe damgasını vuran? Elbette ki, hayır. Tarih sayısız zalimin damgasını da taşır. Nemrutlar, Firavunlar, Karunlar, Ebu Cehiller, Yezidler, Maolar, Stalinler, Hitlerler, Mussoliniler tarihin her döneminde az ya da çok sayıda var olmuş ve tarihsel sürecin şekillenmesinde oldukça ciddi bir etki göstermişlerdir. Denilebilir ki, adiller tarihin şekillenmesinde ne kadar etkili olmuşlarsa, zalimler de o kadar etkili olmuşlar, hatta belki de daha fazla etkide bulunmuşlardır.

Diktatör yöneticiler, ceberut ağalar, “kapitalist” zenginler, seri katiller, yağmacılar, talancılar ve daha nice zalimler; ekonomik güce, siyasal iktidara, egemenliğe ve hazza giden yolda kendileri için her şeyi mubah saymışlar, ahlak ve hukuk dışı birçok  argümana ve insanlık dışı araç ve yöntemlere başvurmaktan zerrece çekince duymamışlardır. Zalimin zulmü; kimini canından, kimini malından, kimini ırzından, kimini de yerinden, yurdundan etmiş, insanlığı adeta kasıp kavurmuştur.

Bilinmelidir ki, tarihin her dönemine etkili bir biçimde damgasını vurmuş olan zulüm, üzerinde çokça durulması ve ayrıntılı olarak incelenmesi gereken bir fenomendir. Bu noktada asıl olan, zulmün birbirinden elim ve vahim sonuçlarından ziyade, nedenleri üzerinde durmak, özellikle de insanı zulmetmeye iten psikolojik nedenleri etraflı biçimde sorgulamaktır.

Kuşkusuz ve tereddütsüz biçimde savunulabilecek olan şu ki, insanı zulmetmeye iten, akıl mantık almaz ve vicdanlara sığmaz çok çeşitli eylem ve davranışlara sürükleyen psikolojik nedenlerin başında “ihtiras” gelir. Hayata dair herhangi bir şeyi “normal-insani” ya da “medeni” ölçülerin ötesinde, yani ihtirasa varan ölçülerde isteyen bir insan, istediği şeye en yakın zamanda ulaşmak adına, evrensel ve yerel ahlak ve hukuk normlarını, insani değer ve hassasiyetleri her an ezip geçebilir. Sözün özü; bir şeyi ihtiraslı biçimde isteyen birinin, o şeyi elde etme yolunda hiçbir sınır tanımayıp zulmetmesi an meselesidir.

Şundan kesin bir biçimde emin olmak gerekir ki, insanın hayata dair ihtiraslarının kaynağında çoğunlukla “doyumsuzluk” yatar. Doyumsuz bir insanın ihtiraslı olması, ihtiraslarının güdümünde ve hizmetinde bulunması kaçınılmazdır. Servete doymayan, servet biriktirmeyi; yetkiye doymayan, terfi etmeyi; şöhrete doymayan, şöhretin zirvesine tırmanmayı ihtiraslı biçimde istemekten kendini alamaz. Kısacası; doyumsuzluk illetinden kurtulamayan, ihtiras belasını üstünden atamaz.

Kesin bir dille vurgulamak gerekir ki, insanın hayata dair ihtiraslarının kaynağını oluşturan doyumsuzluğun temelinde “vicdani zaaf” bulunur. Sürekli bir biçimde doyumsuzluk göstermek; yetkiye, kuvvete, servete, şöhrete ve daha birçok şeye bir türlü doymamak, vicdani zaafın kaynaklık ettiği bir durumdur. Vicdani zaaf ise, gerekli eğitimi almamış olmanın, yani nitelikli bir insani-ahlaki eğitimden yoksunluğun doğal bir sonucu olarak ortaya çıkar.

Anlatmak istediğimiz kısaca şu ki, zulüm, ihtirasın; ihtiras, doyumsuzluğun; doyumsuzluk, vicdani zaafın; vicdani zaaf ise, nitelikli bir insani-ahlaki eğitimden yoksunluğun sonucudur.

Selçuk AKYÜZ

(Van. Mart 2017)

Ağlama

Mar 15, 2017   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Blogum  //  Yorum Yapılmadı

Ağlama;
Islanıyor
Ve üşüyorum…
Sanki bir morgun ortasına düşüyorum! ..

Ağlama;
Damla damla karanlıkla doluyor,
Doldukça şişiyorum! ..

Ağlama;
Damla damla kezzapla yanıyor,
Yandıkça pişiyorum! ..

Başıma düşüyor tek tek damlalar…
Sersemliyor
Ve yerlere düşüyorum…
Sonrasında toprağı tırmalaya tırmalaya eştikçe eşiyorum!
Yeter, ağlama! ..

Gerçek Şu ki,

Mar 10, 2017   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Şiirlerim  //  Yorum Yapılmadı

Kişi, imanı kadar vicdanlı;
Vicdanı kadar ahlaklı;
Ahlakı kadar insandır…

Aramam

Mar 10, 2017   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Şiirlerim  //  Yorum Yapılmadı

Gün gelir,
An gelir de yüreğinde bulamaz olursam eğer;
Asla ve kat’a başka bir yürekte aramam kendimi! ..
Aramam; çünkü şundan adım gibi eminim:
Mülteci olamam! ..

Gerçek Sanatçılık

Mar 7, 2017   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Makalelerim  //  Yorum Yapılmadı

Maddi, biyolojik, cinsel ve düşünsel yönlerden olduğu gibi, duygusal yönden de belirli bir doyuma ulaşmış olmanın mutluluğunu ve hazzını yaşamak ister insan. Hiçbir kuşku ve tereddüt yok ki, bu istek onun son derece karmaşık ve çok boyutlu doğasının değişmez gerekleri arasındadır. Diğer yönlerden aradığı doyumu elde etmiş olsa bile, duygusal yönden istediği doyuma henüz ulaşamamış biri, doğal ve kaçınılmaz olarak kendinde sıkıcı ve boğucu bir eksiklik hissedecek ve bu durum “duygusal doyum” gerçekleşinceye dek aralıksız biçimde devam edecektir.

Tartışılamayacak kesinlikte olan şu ki, taklitçilik ya da kopyacılıktan tamamen uzak durup, kendi tarzını oluşturabilen veya “yeni-özgün” eserler üretmeyi başarabilen “gerçek” sanatçılar, insanlarda estetik hazzın uyanmasına, birbirinden tatlı heyecanların ve birbirinden büyük coşkuların yaşanmasına vesile olurlar. Yani, taklitçi olmayan gerçek sanatçılar, kendi tarzlarını oluşturmak ya da yeni-özgün eserler üretmek suretiyle, insanların duygusal bakımdan doyuma ulaşmalarında yadsınması veya hafife alınması hiç de mümkün olmayan bir role sahiptirler.

Bilinmesi gereken şu ki, gerçek sanatçıların insanların duygusal bakımdan doyuma ulaşmalarında büyük işleve sahip yeni-özgün eserleri, ”ilham” ve “sezgi” kaynaklıdır. Kaynağında ilham ve sezgi bulunmayıp, taklit yeteneğine ya da kopya becerisine dayalı olarak vücuda getirilen “sözde” sanat eserlerinin herhangi bir estetik değeri yoktur. Dolayısıyla, bu tür eserler insanları duygusal bakımdan doyurucu nitelikte değildir. O halde, yeni-özgün eserlere kaynaklık ettiği kesinlikle tartışılamaz olan ilham ve sezginin, hangi durum ve koşullarda ortaya çıkabileceğini akılcı biçimde değerlendirmek gerekmektedir.

Şundan şeksiz ve şüphesiz biçimde emin olmak gerekir ki, katı ruhlu olan, diğer bir deyişle, yeterince duyarlı bir ruha sahip olmayan bir kişinin ilhamı son derece sınırlı, sezgisi olabildiğince zayıftır. Dolayısıyla, sanat adına yeni-özgün eserler üretip, insanları duygusal bakımdan doyurabilme ihtimali oldukça düşüktür. Yani, insanların duygusal bakımdan doyuma ulaşmalarını sağlayan yeni-özgün eserlere, zengin bir ilham ile güçlü bir sezgi; zengin bir ilham ile güçlü bir sezgiye ise, yeterli bir duyarlılık kaynaklık eder. Öyleyse, asıl olan; “insanı duyarlı yapan nedir? “ sorusunun cevabını arayıp bulmaktır.

Gerçek olan şu ki, insanı iyiden iyiye duyarlı yapan; vicdanın gelişip, ideal olgunluk düzeyine ulaşmasıdır. Yani, ham ve zayıf vicdana sahip bir insan, vicdanı gelişmediği ve ideal olgunluk düzeyine ulaşmadığı sürece duyarlı olamaz; katı ruhlu olmaktan kurtulamaz. Dolayısıyla, zengin bir ilham ve güçlü bir sezgiye sahip olamaz ve insanları duygusal bakımdan doyurabilecek yeni-özgün eserler üretemez.

Hiç kuşku yok ki, vicdanları zaman içinde geliştirip, ideal olgunluk düzeyine ulaştıracak olan; insani-ahlaki niteliği hiçbir biçimde tartışılamaz bir eğitimdir. Vicdanlar, ancak ve ancak, evrensel ve yerel insani-ahlaki norm ve değerler temelinde dizayn edilmiş bir eğitim sisteminde ideal bir duyarlılığa kaynaklık edecek derecede gelişip olgunlaşabilirler. Aksi takdirde, hamlık ve zayıflıktan kurtulamaz ve ideal bir duyarlılığa kaynaklı edemezler.

Toparlayacak olursak; gerçek sanatçılık, insanları duygusal bakımdan doyurabilecek “yeni-özgün” eserler üretmeyi; yeni-özgün eserler, zengin bir ilham ve güçlü bir sezgiyi; zengin bir ilham ve güçlü bir sezgi, duyarlı olmayı; duyarlı olmak, olgun vicdanı; olgun vicdan ise, evrensel ve yerel “insani-ahlaki “norm ve değerlere dayalı nitelikli bir eğitimi gerekli kılar.

 

 

Selçuk AKYÜZ

(Van. Mart 2017) 

Blogum Kategorileri

Popüler Şiirler

Facebook’da Ben!