"Nisan, 2017" kategorisi görüntüleniyor

Emperyal Zulüm Karşısında Toplumsal Kolektivite Nasıl Sağlanır?

Apr 11, 2017   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Makalelerim  //  Yorum Yapılmadı

Kaynak ve olanakları, hiçbir insani kaygı ya da ahlaki ve hukuki sınır tanımayan küresel hegemonik-emperyal güçler tarafından inatla ve büyük bir ısrarla sömürülen Üçüncü Dünya toplumlarının uğradıkları tarifi imkansız zulme “DUR” diyebilmeleri, her şeyden önce “toplumsal kolektivite”yi gerektirir. Üçüncü Dünya toplumları düzeyinde gerekli kolektivite sağlanmadıkça, küresel hegemonik-emperyal zulmün tam anlamıyla durdurulup tarihe gömülmesi mümkün değildir. Öyleyse, Üçüncü Dünya toplumlarında hegemonik-emperyal zulmü durduracak kolektivitenin hangi durum ve koşullarda gerçekleşebileceğini sorgulamak hayati önem arz etmektedir.

Hiç kuşku yok ki, Üçüncü Dünya toplumları düzeyinde hegemonik-emperyal zulme geçit vermeyecek kolektivitenin gerçekleşebilmesi için öncelikli olarak “toplumsal entegrasyon”a ihtiyaç vardır. Aynı yurdu paylaşan, ancak aralarında sıkı bir entegrasyon bulunmayan Üçüncü Dünyalı birey ve grupların, küresel emperyal güçlerin sınır tanımayan zulmü karşısında kolektif biçimde hareket edebilmeleri, uğradıkları amansız zulme kolektif karar ve eylemlerle karşı koyabilmeleri son derece güçtür. Yani, bireyci eğilimlerin her geçen gün biraz daha yaygınlaştığı, samimiyetten yoksun ilişkilerin iyiden iyiye egemen olduğu Üçüncü Dünya toplumları, küresel emperyal zulüm karşısında gerekli kolektiviteyi ortaya koyabilmenin olabildiğince uzağındadır.

Kesin olan şu ki, Üçüncü Dünya toplumlarına “sevgi ve saygı atmosferi” iyice egemen olmadıkça, bu toplumları oluşturan birey ve grupların birbirlerine sıkı biçimde entegre  olmaları olanaksızdır. Dolayısıyla, küresel hegemonik-emperyal zulme karşı koyabilmenin başat koşulu olan toplumsal kolektiviteyi gerçekleştirebilmeleri de mümkün değildir. Yani, Üçüncü Dünya toplumlarını oluşturan birey ve gruplar birbirlerini sevip saymadıkça,  birbirlerine entegre olamazlar; toplumsal entegrasyonu gerçekleştiremedikleri sürece de hegemonik-emperyal zulme geçit vermeyecek toplumsal kolektiviteyi oluşturamazlar.

Evet, Üçüncü Dünyalı birey ve grupların kahir ekseriyeti birbirini yeterince sevip saymamakta; çünkü birbirine güven duymamaktadır. Yalan ve riyanın, sahtekarlık ve dolandırıcılığın, çıkarcılık ve rantçılığın, fırsatçılık ve istismarcılığın, rüşvetçilik ve vurgunculuğun, yağmacılık ve talancılığın, fitnecilik ve fesatçılığın, canilik ve katliamcılığın, cinsel sapkınlık ve ırz düşmanlığının; kısacası her türlü ahlaksızlık ve hukuksuzluğun, her türlü insanlık dışılığın artarak devam ettiği Üçüncü Dünya toplumlarında, doğal bir biçimde bireyler birbirinden çoğu zaman emin olamamakta, çoğunlukla birbirine kuşkuyla bakmaktadır. Bu durumda asıl ve son derece acil olan, nitelikli bir insani-ahlaki eğitimle Üçüncü Dünyalı birey ve grupları üstün insani ve ahlaki vasıflarla donatmak, böylelikle onları “erdemli” kılmak, yani gerçek anlamda “insan” yapmaktır. Aksi takdirde, Üçüncü Dünya toplumlarını oluşturan birey ve grupların birbirine güven duymasını, birbirinin elinden, dilinden ve belinden emin olmasını beklemek boşunadır.

Kısaca ifade etmek gerekirse; Üçüncü Dünya toplumlarının küresel hegemonik-emperyal zulme bir an önce “DUR” diyebilmeleri, toplumsal kolektiviteyi; toplumsal kolektivite, toplumsal entegrasyonu; toplumsal entegrasyon, sevgi ve saygı atmosferini; sevgi ve saygı atmosferi, karşılıklı güven duygusunu; karşılıklı güven duygusu ise, nitelikli bir insani-ahlaki eğitimle bireyleri salt “biyolojik varlık” olmanın ötesine taşıyarak gerçek anlamda “insan” yapmayı gerektirir.

Selçuk AKYÜZ

(Van. Nisan 2017)