"Blogum" kategorisi görüntüleniyor

Dev Dalgalar

Jul 12, 2018   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Şiirlerim  //  Yorum Yapılmadı

Dayanamaz oldu
Ve yıkıldı sonunda,
Baştan sona yıkıldı dalgakıranım…
İçimdeki o azgın,
O dev dalgalar,
Dilime
Ve sayfalara vuruyor artık…

“Eleştiriye Açık Olma” Kültürü

Jul 2, 2018   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Makalelerim  //  Yorum Yapılmadı

Belirli hayati unsurlar vardır ki, bunlara yeterli ölçüde sahip olmayan toplumların çok çeşitli alanlarda ciddi ilerlemeler kaydedip, gelişmişlik standartlarını yakalayabilmeleri ve dünyada “söz sahibi toplum” statüsünde konumlanıp, bölgesel ve küresel politika ve stratejilerde “belirleyici-biçimlendirici” rol oynayabilmeleri kesinlikle olanaklı değildir. Dolayısıyla; bilimde, teknikte, enerjide, eğitimde, endüstride, ticarette, tarımda, sanatta, edebiyatta, kısacası her alanda kaydadeğer bir ilerleme sağlayıp, ideal gelişmişlik düzeyine ulaşmayı hedefleyen toplumlar, her şeyden önce ideal gelişmişliği mümkün kılan koşulları oluşturacak olan temel ve tali unsurları kendi bünyelerinde eksiksiz biçimde var etmenin yoğun çabası içinde olmalıdırlar.

Tereddütsüz biçimde emin olunması gereken şu ki, toplumların çok çeşitli alanlarda ciddi ilerlemeler kaydedip, ideal gelişmişlik düzeyine ulaşabilmeleri için gerekli olan temel unsurlardan biri de “eleştiriye açık olma” kültürüdür. Bilinmelidir ki, birey ve grupların eleştiriye tamamen ya da büyük ölçüde kapalı olduğu bir toplum modelinde, hatalar ve eksikliklere ilişkin yeterli bir farkındalık oluşmayacak, dolayısıyla hatalar ve eksiklikler büyük oranda varlığını sürdürecek ve toplumun gelişmişlik standartlarına entegre olup, küresel ölçekte yüksek bir prestij ve geniş bir nüfuz elde etmesi hayalden öteye geçemeyecektir.

Evet, birey ve grupların eleştiriye açık olduğu toplumlar, gelişmeye daha açık; birey ve grupların eleştiriye kapalı olduğu toplumlar, gelişmeye daha kapalıdırlar. Öyleyse, her alanda gözle görülür bir ilerleme kaydedip, “gelişmiş toplum” statüsünde konumlanmayı ve küresel ölçekte saygınlığını artırıp, nüfuzunu genişletmeyi hedefleyen bir toplumun önceliklerinden biri de “eleştiriye açık olma” kültürünü kendi bünyesine ivedilikle yerleştirmek olmalıdır.

Kesin olarak bilinmesi gereken şu ki, bir topluma “eleştiriye açık olma” kültürünün tam anlamıyla yerleşmesi için iki temel değere ihtiyaç vardır: Tevazu ve özgüven.

Hiç kuşku ve tereddüt yok ki, bilinç düzeyinde ya da bilinçaltında kendini putlaştırmış ya da tabulaştırmış olup, başkalarını hor ve hakir görenler, yani tevazu erdeminden yoksun olanlar, başkalarının kendilerine yönelik iyi niyetli ve samimi eleştirileri karşısında zerrece sabır ve tahammül, zerrece olgunluk gösteremezler. Çünkü, onlar herkesten üstündür ve her şeyin en iyisini, en doğrusunu onlar bilirler.

Evet, mütevazi olmayan bireyler, kendilerine yönelik iyi niyetli ve samimi eleştirilere büyük oranda kapalıdırlar. Dolayısıyla, tevazudan yoksun bireylerin çoğunlukta olduğu toplumlar, mütevazi bireylerin çoğunluğu oluşturduğu toplumlara kıyasla gelişmeye daha az açıktırlar. Öyleyse, ideal gelişmişlik düzeyini hedefleyen ve bu yolda gerekli adımları atma azim ve kararlılığını taşıyan toplumların boş verilemez bir kaygısı da, gerekli eğitsel önlemleri eksiksiz biçimde hayata geçirerek, mütevazi bireyler yetiştirmek olmalıdır.

Şundan kesin biçimde emin olunmalıdır ki, eleştiriye açık olma kültürünü topluma yerleştirmede tevazu ne denli önemli ve gerekli ise, özgüven de o denli önemli ve gereklidir. Yeterli bir özgüvene sahip olmayan, dolayısıyla başkaları karşısında aşağılık kompleksine, yetersizlik ve güçsüzlük duygularına kapılmaktan kendini bir türlü alamayan bireylerin eleştiriye açık olmalarını, iyi niyetli ve samimi eleştirileri sabır ve tahammülle, olgunluk ve suhuletle karşılamalarını beklemek, ne akıl ve mantıkla, ne de bilimle bağdaşır. Unutulmamalıdır ki, özgüvensiz olup, kendini başkaları karşısında aşağı statüde değerlendiren ya da yetersiz ve güçsüz gören bireyler için başkalarınca eleştiriye tabi tutulmak, son derece sarsıcı ve yıpratıcı, olabildiğince yaralayıcıdır. O halde, her alanda önemli ilerlemeler kaydedip, gelişmişlik standartlarına ulaşmayı hedefleyen ve bu doğrultuda, eleştiriye açık olma kültürünü kendi bünyesine yerleştirmek isteyen bir toplum, özgüvenli bireyler yetiştirmek için mobilize olmayı asla ihmal etmemeli, bu noktada azami bir duyarlılık ve sorumluluk örneği göstermelidir.

Bilinmelidir ki, eleştiriye açık olma kültürünün topluma yerleşmesinde son derece önemli ve gerekli olan özgüven, ancak ve ancak bireylerde potansiyel biçimde var olan istidat, yetenek ve becerilerin gün yüzüne çıkarılıp geliştirilmesine olanak tanıyan, birbirinden nitelikli akademik, teknik, sanatsal ve sportif eğitim ortamlarında kazanılabilir. Gereken nitelikli eğitimden yoksun olan ve bunun doğal sonucu olarak, bireylerdeki potansiyel yetenek ve becerileri ortaya çıkarıp, geliştirmeyi başaramayan toplumların, özgüvenli bireyler yetiştirmeleri olanaksızdır. Dolayısıyla bu toplumların, gelişmiş toplum standartlarına ulaşmanın ön koşullarından biri olan “eleştiriye açık olma” kültürünü kendi bünyelerine yerleştirmeleri de mümkün değildir.

Tek cümlede özetleyecek olursak; ideal gelişmişliğe ulaşmayı hedefleyen ve bu doğrultuda eleştiriye açık olma kültürünü kendi bünyesine yerleştirmek isteyen toplumlar için, gerekli nitelikteki eğitsel önlemleri eksiksiz biçimde hayata geçirip, mütevazi ve özgüvenli bireyler yetiştirmek başlı başına bir zorunluluktur.

Selçuk AKYÜZ

(Van. Temmuz 2018)

 

Kavuştur

Jun 28, 2018   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Şiirlerim  //  Yorum Yapılmadı

Uzaklaştı iyice;
Yüzüm, gözüme uzak mı uzak…
Ağzım
Ve saçlarım, elime yasak…
Yeter artık, durma!..
Kavuştur beni bana;
Kavuştur, beni yüreğine alarak!..

Sönünce Mümin

May 22, 2018   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Şiirlerim  //  Yorum Yapılmadı

Bolca gaflet,
Bolca ihanet yağıp da
İyiden iyiye sönünce mümin;
Karabağ, Arakan karanlıkta kaldı!..
Karanlıkta kaldı Türkistan ve Filistin!..

Eğer

May 17, 2018   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Şiirlerim  //  Yorum Yapılmadı

Güneşe, aya,
Yıldızlara arkanı dönmeye razı gelmezsen eğer;
Karabağ’a, Arakan’a,
Filistin’e, Türkistan’a dönemezsin yüzünü ey mümin nefer!..

Açıldıkça Perdeler

Apr 24, 2018   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Şiirlerim  //  Yorum Yapılmadı

Kâinat ki,esrar esrar içinde
Sonsuzdur anlamlar,akıl almaz biçimde
Açılır açılır,ama hiç bitmez perde
Her birinin ardında yeni bir gizem
Her perdede biraz daha parlar avizem

Bir bir aralandıkça,açıldıkça perdeler
Açılır pencereler,renk verir karanlık
Açıldıkça peşi sıra yeni pencereler
Aydınlatır,Allah’a giden yolu aydınlık

Utan

Apr 21, 2018   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Şiirlerim  //  Yorum Yapılmadı

Kanıyor yine,
Kıvranıyor durmadan
Ve inledikçe inliyor vicdan!..
Yetmedi mi daha?
Yeter artık, utan!..
Tabanların aşındı,
Topukların patladı,
Kaldır artık,
Kaldır ve havada tut ayağını ey Amerikan!..

 

Keşke

Apr 12, 2018   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Şiirlerim  //  Yorum Yapılmadı

Üzgünüm, artık hayatımda yoksun…
Yalnızca ve yalnızca
Aklımdan,
Mantığımdan girmiştin hayatıma;
Keşke kalbimden de,
Kalbimin tahtından da girmiş olsaydın…
Şayet hayatıma kalbimin tahtından da girmiş olsaydın,
Asla ve kat’a açmamak üzere kilitlerdim üstüne hayatımın kapısını!..
Sonsuz bir hapse mahkum olurdun!..

Maddi Paylaşım Kültürünü Yerleştirmek İçin

Mar 31, 2018   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Makalelerim  //  Yorum Yapılmadı

Sapkın eylem ve davranışlar, her zaman ahlaki yozlaşmayla, ahlaki norm ve değerlerden uzaklaşmayla açıklanamaz. Sapkınlık şeklinde nitelenen davranışları, her zaman ahlaki nedenlerle açıklayıp, bu tür davranışları doğuran sosyo-ekonomik durum ve koşulları göz ardı etmek, ne akılcı ne de bilimsel bir tutum olur. Bilinmelidir ki, hırsızlık, gasp, yankesicilik, kapkaççılık, yağmacılık vb. sapkınlıklar, kimi zaman sosyo-ekonomik nedenlerin sonucudur. Yani bu tür sapkınlıklar, her zaman ahlaki yozlaşma temeline dayanmamakta, kimi zaman maddi imkansızlıklar ve yoksunlukların özendirici ya da zorlayıcı etkileri de söz konusu sapkın eylem ve davranışların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Bunun tartışma götürmez açıklık ve netlikteki kanıtı; doğruluğu ve dürüstlüğü, adaleti ve hakkaniyeti, hüsnüniyeti ve masumiyeti ile tanınıp bilinen, herkesin elinden ve dilinden şeksiz ve şüphesiz biçimde emin olduğu kişilerin de zaman zaman bu tür sapkınlıklara tevessül edebiliyor olmalarıdır.

Evet, maalesef kimi zaman olumsuz sosyo-ekonomik koşulların zorlayıcı etkileri, toplum içinde ahlaki norm ve değerlere sarsılmaz bağlılıkları ile tanınıp bilinen dürüst ve namuslu insanları da hırsızlık, gasp, yankesicilik, kapkaççılık, yağmacılık vb. sapkın eylem ve davranışlara sürükleyebilmekte; doğruluğu ve dürüstlüğünden, iyi niyeti ve masumiyetinden kimsenin şek ve şüphe duymadığı temiz ve namuslu insanlar, zorunluluğun ya da çaresizlik sendromunun son derece elim ve vahim bir sonucu olarak, kendileriyle ilgili toplumsal algıya hiç de uygun olmayan bir biçimde sapkınlığa düşebilmektedir. Bu durumda, şu soruyu gerçekçi biçimde cevaplamak gerekir: Elinden ve dilinden tereddütsüz biçimde emin olunan dürüst ve namuslu insanlara çaresizlik sendromunu ve “çalma zorunluluğunu” yaşatan temel sebep nedir?

Hiçbir biçimde tartışma götürmez olan gerçek şu ki, elinden ve dilinden herkesin tereddütsüz biçimde emin olduğu dürüst ve namuslu insanlara çaresizlik sendromunu ve çalma zorunluluğunu yaşatan temel sebep, maddi paylaşım kültürünün topluma yeterince yerleşmemiş olmasıdır. Bilinen şu ki, maddi paylaşım kültürünün tam anlamıyla yerleştiği toplumsal yapılarda, bireyler ihtiyaç hasıl olduğunda gerekli maddi desteği rahatlıkla alabilmekte, dolayısıyla dürüst ve namuslu insanların kendilerini çaresiz ve çalmak zorunda hissetmelerini gerektirecek amansız koşullar oluşmamaktadır. Öyleyse, toplumlar çaresizlik sendromunun ve zorlayıcı koşulların hazin bir sonucu olarak sapkınlığa düşen dürüst ve namuslu insanları acımasız biçimde kınamak ya da yargılamak yerine, kendini yargılama ve özeleştiri yapma erdemini göstermeli, namuslu insanları sapkınlığa düşüren sosyo-ekonomik koşulların, toplum duyarsızlığı ve sorumsuzluğunun bir sonucu olduğu gerçeğini bir an önce kabul etmelidir. Aksi takdirde, maddi paylaşım kültürünü toplumda yerleşik kılmak mümkün olamayacak, dolayısıyla bireyleri hırsızlık, gasp, yankesicilik, kapkaççılık, yağmacılık vb. sapkın eylem ve davranışlara sürükleyen sosyo-ekonomik koşullar amansız biçimde var olmaya devam edecektir.

Herkesçe bilinen şu ki, maddi paylaşım, cömertliğin sonucudur ve insan ancak cömertliği ölçüsünde maddi paylaşımda bulunur. Cömert olmayan biri, olanakları elverse bile, yeterince ya da olanakları ölçüsünde maddi paylaşımda bulunmaz. Nitekim, günümüz toplumları bunun sayısız örnekleriyle doludur. Servetine paha biçilemeyip, para içinde yüzen niceleri var ki, utanmadan, sıkılmadan kuruşun dahi hesabını yaparlar; bir yoksula ya da bir kimsesize, bir borçluya ya da bir yolda kalmışa, bir evsize ya da bir yurtsuza zerrece yardımda bulunmayı kendileri için zarar ve ziyan şeklinde telakki edip, kesin bir kararlılıkla reddederler. Bu tip insan müsveddelerinin tek bildikleri, alabildiğine servet biriktirmek, hastalıklı bir biçimde para üstüne para, mücevher üstüne mücevher koymaktır.

Evet, maddi paylaşımın, cömertliğin bir sonucu olduğu ve insanın ancak cömertliği ölçüsünde maddi paylaşımda bulunabileceği tartışma götürmez bir realitedir. Dolayısıyla, cömertlik son derece önemli bir değer statüsünde bulunup, toplumsal yaşamın olmazsa olmazları arasındadır. Öyleyse, cömertliğin hangi durum ve koşullarda ortaya çıkabileceğini ya da cömertliğe kaynaklık eden “insani-ahlaki” değerleri akılcı biçimde sorgulamak başlı başına bir gerekliliktir.

Bilinmelidir ki, cömertliğe kaynaklık eden iki temel insani değer vardır: Merhamet ve kanaat.

Kesin bir biçimde emin olunması gereken hakikat şu ki, bir yoksula, bir kimsesize, bir borçluya, bir yolda kalmışa, bir evsize ya da bir vatansıza, yani makus kaderinin tecellisi ile bir şekilde muhtaç duruma düşene merhamet etmeyen; parasını, ekmeğini, elbisesini, kısacası maddi olanaklarını onunla paylaşamaz, yani ona cömertçe muamele edemez. Yine tereddütsüz biçimde kabul edilmesi gereken şu ki, kanaatkar olmayıp, ihtiyaçlarının çok ötesinde maddi olanağa sahip olmak isteyen muhterisler, sadece kendilerine yatırım yapmayı yeğleyip, cömertliği ödünsüzce reddederler.

Hiçbir biçimde yadsınamaz olan gerçek şu ki, merhamet de kanaat da “sevginin” sonucudur. İnsana kin ve nefret besleyip öfke duyan, yani onu sevmeyen, ona merhametle muamele edemez. Aynı şekilde, insanı sevmeyen, onun maddi açıdan mağduriyet ve müşkülat yaşamaması adına kanaatkar olma, yani ihtiyacı oranında maddi olanakla yetinme erdemini gösteremez. O halde asıl olan, devletlerin ilgili kurumları ve sivil toplum kuruluşları öncülüğünde, sevgi tohumlarının toplum bünyesinde yeşerip serpilmesine imkan tanıyacak koşulların oluşturulması yönünde sistemli ve yoğun biçimde çaba harcamaktır. Aksi takdirde, maddi paylaşım kültürüne giden yola giriş yapabilmek mümkün değildir.

Selçuk AKYÜZ

(Van. Mart 2018)

 

İyi ki

Mar 28, 2018   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Şiirlerim  //  Yorum Yapılmadı

Çıkardım
Ve attım paltomu maziye,
Söküp attım potinimin altındaki çivileri,
Gerek yok artık…
Uzundur yağmıyor bembeyaz taşlar,
Sersemleyip de düşmüyorum artık…
Dağ eteklerinde zirveleri gözleme lüzumu duymadan gezinir oldum,
Çatı saçakları altında oturmaya başladım artık…
İyi ki, yüreğinden çekip gitti Aralık…

Yüz Çevirdim

Mar 19, 2018   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Şiirlerim  //  Yorum Yapılmadı

Karabağ’a, Arakan’a yüz çevirdi diye;
Yüz çevirdi diye Filistin’e, Türkistan’a
Ve Bangladeş’e,
Yüz çevirdim güneşe…

Sonsuz Hapis

Mar 9, 2018   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Şiirlerim  //  Yorum Yapılmadı

Ey sevgili, kilitledim gönlüme seni..
Sonrasında yakıp yakıp kül ettim gönlümün anahtarını!..
Uğraşma boşuna;
Dilinle, dudağınla zorlama boşuna gönül kapımı!..
Bir gün son bulacak bir hapse mahkum etmedim seni!..

Sayfalar:1234567...19»