Toplumsal Barışın Tesisi

Nov 9, 2017   //   Yazar: Selçuk AKYÜZ   //   Makalelerim  //  895 Okunma  //  Yorum Yapılmadı

Gerekli koşulları eksiksiz bir biçimde oluşturup, kendi içinde barış ortamını egemen kılmayı, yani barışı tam anlamıyla tesis edip, ona  istikrar kazandırmayı başarabilen toplumlarda, farklı kesimlerden kişi ve gruplar birbirlerine güçlü ve sarsılmaz biçimde entegredirler. Dolayısıyla, bu toplumlar; sorun ve sıkıntılarına, kriz ve açmazlarına kolaylıkla  ve ivedi biçimde çözüm getirebilecek ve hedeflerine giden yolda önlerine çıkacak türlü engelleri zorlanmadan aşabilecek sinerjiye fazlasıyla sahiptirler. Bunun tam aksi özellikte olan, yani barış ortamının değil, çatışma ve gerilim atmosferinin iyiden iyiye egemen olduğu toplumlarda ise, farklı kesimlerden kişi ve gruplar arasında ciddi bir ayrışma, keskin bir kutuplaşma, birbirini sürekli bir biçimde ötekileştirme söz konusudur. Dolayısıyla bu toplumlar, sorun ve sıkıntılarına, kriz ve açmazlarına ivedilikle çözüm getirebilecek ve hedeflerine doğru yol alırken önlerine çıkacak çok çeşitli engelleri aşabilecek sinerjiden büyük ölçüde yoksundurlar. Öyleyse, kendi içinde barışı tam anlamıyla tesis edip, ona istikrar kazandırmak, toplumların öncelikli görevleri, ötelenemez sorumlulukları arasında bulunmalıdır.

Hiçbir kuşku ve tereddüt yok ki, farklı toplumsal kesimlerin birbirlerinin hak ve özgürlüklerine saygıyı esas alan bir anlayışa sahip olmadıkları, yani birtakım menfi hesaplar ya da bencil plan ve projelerle birbirlerinin hak ve özgürlüklerini hiçe sayma alışkanlığı geliştirdikleri bir toplum modelinde, barış ortamını egemen kılmak, barışı tam anlamıyla tesis edip, ona istikrar kazandırmak olanaksızdır. Farklı kesimlerden birey ve grupların, birbirlerinin yaşama hakkı, mülkiyet hakkı, seçme ve seçilme hakkı, kamu hizmetlerine girme hakkı, özel yaşamın gizliliği hakkı, din ve vicdan özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü, girişimci özgürlüğü, yerleşme ve seyahat özgürlüğü vb. temel hak ve özgürlüklerine bile tahammül edemedikleri, birbirlerinin hak ve özgürlüklerini  her fırsatta ezip geçmeyi büyük bir marifet belledikleri bir toplum modelinde, çeşitli türden çatışma ve gerilimlerin yaşanmasını hangi güç önleyebilir? Toplumsal barışı kim, nasıl tesis edebilir?

Kesin olan şu ki, farklı toplumsal kesimlerin, birbirlerinin hak ve özgürlüklerine yeterince saygı duymaları ve bunu tutum, eylem ve davranışlarında sürekli bir biçimde somutlaştırmaları, adalet ve hakkaniyeti gerektirir. Adil ve hakkaniyetli olmayan toplum kesimlerinin, birbirlerinin hak ve özgürlüklerine yeterli ölçüde saygı duymaları mümkün değildir. Çünkü, böylesi toplum kesimleri için önemli olan tek şey, daha fazla menfaat temin etmek, daha güçlü ve nüfuzlu, daha egemen olmaktır. Dolayısıyla, bu toplum kesimleri, birbirlerinin hak ve özgürlüklerini her fırsatta ezip geçmekten zerrece imtina etmez ve zerrece rahatsızlık duymazlar.

Bilinmelidir ki, adalet ve hakkaniyet, olgun vicdanın bir sonucudur. Yani, sadece olgun bir vicdana sahip olanlar adil ve hakkaniyetli olabilir. Böylesi bir vicdana sahip olmayan insan müsveddeleri, etik açıdan “iyi” olan adalet ve hakkaniyeti, “kötü” olan zulüm ve haksızlığa her durum ve koşulda tercih edecek hissiyat ve fikriyattan, basiret ve ferasetten, faziletten yoksundur. Öyleyse asıl olan, vicdanları geliştirip, ideal olgunluk düzeyine çıkarmaktır. Bu da nitelikli bir “insani-ahlaki” değerler eğitimiyle mümkündür.

Uzun sözün kısası; toplumsal barışın tesisi, farklı toplum kesimlerinin birbirlerinin hak ve özgürlüklerine saygı duymalarını; hak ve özgürlüklere saygı, adalet ve hakkaniyeti; adalet ve hakkaniyet, olgun vicdanı; olgun vicdansa, nitelikli bir “insani-ahlaki” değerler eğitimini gerektirir.

Selçuk AKYÜZ

(Van. Kasım 2017)

Yorum yap